Ceyhun Kalender

Ceyhun Kalender


Aslında ne olmuştu?

18 Temmuz 2020 - 20:52

1999'da ABD'ye gitti ve "Ne olur gel!" çağrılarına rağmen bir daha da Turkiye'ye ayak basmadı. Ancak müritleri onu Pensilvanya'da hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Siyasetçisinden idarecisine kadar akın akın elini eteğini öpmeye gittiler. Adeta feyz almak için kapısına postu serdiler. 
Türkiye'deki yandaşları ve müritleri de en ufak bir eleştiride dahi ona siper oldular, adeta onu ilahlaştırdılar. Kendi gibi düşünmeyen insanlara en ağır zulmü reva gördüler.
Büyük bir Türk ve Atatürk düşmanlığı vardı. Türk Ordusu önlerindeki en büyük engeldi. 
Bütün kurumları ele geçirdiler: Ordudan milli eğitime, yargıdan polis teşkilatına kadar...
Artık ülkesine bağlı vatanseverlerin hiyerarşik yapı içinde bağlı oldukları devletin yanında bir de paralel devlet oluşturmuşlardı. Bu devleti de abi-ablalarla yönetiyorlardı. Bir kuruma bir kamu görevlisi atandığında önce bu abi-ablalardan icazet alınıyordu. 
Orduda vatansever subaylar, generaller terfi ettirilmiyordu, emekliye ayırılıyordu, bir şekilde önleri kesiliyordu. Onların yerine de Pensilvanya direktifiyle yeni piyonlar atanıyordu. 
Ancak vatansever subayların önleri kesilse de ordudan atılsalar da yine onlar için tehlike oluşturuyorlardı. Bu sebeple onların hakkından tam manasıyla gelinmeliydi. Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı kumpaslarıyla bütün bu vatansever askerlerin yanında halkın gönlünde yeri olan vatansever birçok yazar-çizer, hakim, savcı, gazeteci,  emniyet mensubu, akedemisyeni de içeri tıkamışlar, bir kısmını müebbetle, bir kısmını da 25-30 yılla yargılamışlardı. 
Bu süreçte bu ihanet yaftasını kendine yediremeyen, onurlu askerler intihar etmiş, ağır hastalıklara yakalanarak ölmüş veya sakat kalmıştı.
Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun başı, Genel Kurmay Başkanı terör örgütü kurmakla suçlanmıştı.
Bu durumu Meclis Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın BülentArınç, "Türkiye bağırsaklarını temizliyor." diye değerlendirmişti. Ayrıca yine Bülent Arınç'ın, "Bana suikast yapacaklar." yalanıyla ihanet maşaları devletin mahrem odası, Kozmik Odaya sokulmuş, bütün gizli belgeler yabancı istihbaratçıların eline geçmiş, yurt dısındaki yüzlerce istihbaratçımız öldürülmüştü.
Gidişatı görüp dile getirenlere de en üst düzeyden hemen cevap geliyordu. Mesela cemaat devlete sızıyor diyenlere, sayın Hüseyin Çelik'in, "Bu yalana kargalar bile güler." sözü herkesin hafızlarındadır. 
Yine cemaatin  faaliyetlerini eleştirenlere Memur-Sen Genel Başkanı, "Biz tüm cemaatlerin bu ülkeyi tanıtma adına yaptığı her şeyi alkışlarız. Fethullah Hoca cemaatinin de Türkçe olimpiyatları ve Türk okullarıyla yaptığı hizmetlerin tartışmaya açılmasını, şaibe altında bırakılmasını doğru bulmuyoruz. Bugün geçmiş onlarca yılda devletin yapması gerekip de yapamadığı birçok hizmetin bu Cemaat aracılığı aracılığıyla yapıldığını, güzel ülkemizi dünyaya tanıttıklarına tanıklık ediyoruz. Bu hizmetlere destek olamayanlar bari gölge olmasınlar." diye savunmuştu.
Bunun gibi bugün idrakte zorlanacağımız bir çok üst düzey savunma...
Diğer taraftan üniversite ve askeri lise sınav soruları çalınmış, onlardan olmayıp ağzıyla kuş tutan, çalışkan bu vatanın evlatları ise ya istedikleri yerlere gidememiş ya da dışarda bırakılmıştı.
Paralel Sen ve Sarı Sen iş birliğiyle bir gecede binlerce vatansever Türk Eğitim Senli idareci görevden alınmıştı.
Cemaatin basın ayağı da son derece güçlüydü.
Milyonlarca insan Zaman Gazetesine zorla veya makam mevki kullanılarak abone yapılmıstı.
Zaman gazetesi, Samanyolu Tv'nin yalan, topluma komplo kuran yayınlarına kutsallık atfedilmişti.
Bu basın yayın organlarında Pensilvanya'nın hem bu dünyalarını hem de ahiretlerini kurtaracak mucizevi bir gerçek olduğundan bahsediliyordu.
Peki neden eğitimsiz, cahil bu sünepeye insanüstü bir değer veriliyordu?
Çok uzun ve derinliği olan bir projeydi.
ABD' nin kucağına oturmuş bu cani, aslında bir vatan ve millet düşmanı olduğunun şifrelerini çok daha önceleri vermiş olsa da onu gözünde ilahlaştıranların bunu görmeleri mümkün değildi. Çünkü efsunlanmış, aklı başından uçmuş, onun yalanlarıyla büyülenmiş insanlar Hasan Sabbah'ın Haşhaşi askerlerine dönüşmüşlerdi ki böyle olduğunu da kendi halkının üzerine bomba yağdırdıklarında gördük.
Bu hain kalkışmanın bir darbeden çok bir iç savaş çıkarma  ve Türkiye'nin bölünmesini hedeflediği çok açıktı. Çünkü ABD merkezli ve yerli işbirlikçilerinin Turkiye'ye biçtiği elbise buydu. Bu aslında Bop'un da bir devamıydı.
Bugüne gelirsek, deniliyor ki Türkiye'deki baskılar, 28 Şubat süreci insanları cemaatin kucağına itti.
Toplumda buna vicdan yapmak mı deniyor?
Çünkü vebal büyük.
"Koruyu yiyen koyun suç üstü yakalanınca, sahibim beni aç bıraktı der."
Bir kere insanların cemaatle çok yakın ilişki kurmasının, kendini ona teslim etmesinin sebebi, demokratik hukuk devleti ve vatandaş olma prensiplerini benimseyememiş olmasıdır. Bu noktada devletin eksiklikleri de söz konusudur, ancak hicbir ihanet mazeret gösterilerek meşrulaştırılamaz.
Ayrıca bunun yanında, daha din merkezli olayım veya dincilik anlayışı bu ülkeye hakim olsun anlayışı da cemaatleri güçlendirmiştir.
Bir kısım da cemaatleri veya illegal örgütleri Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucu anlayışıyla bir hesaplaşma aracı olarak görmüşlerdir.
Bu ülke daha önce de darbeler, muhtiralar, baskılar gördü. Siyasi iktidarlar da kendi dünya görüşüne göre bir tehlike algısı oluşturup belli bir zümreye baskı kurduğu da olmuştur. İnsanlar haksız yere baskı ve zulüm de görmüşlerdir. 
Birçok vatansever sürgün edildi, işkence gördü. 
Yine 12 Eylülde solcu, Ülkücü 50 genç idam edildi. Birçok solcu ve Ülkucu hapishanelerde inanılmaz işkencelere maruz bırakıldı.
Yine yukarıda da bahsettiğimiz Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla birçok vatanseverin ömründen yıllar çalındı.
Ancak bunların hiçbiri ülkesine karşı bir ihanet içinde olmadı, intikam duygusu gütmedi, ülkesine düşmanlık beslemedi, bir illegal örgütte yer almadı. Çünkü onlar şunu biliyorlardı ki, kendilerine bu haksızlıkları yapan, kendilerinin kurduğu devlet değil, rayından çıkan, art niyetlilerin eline geçen devlettir.
Şimdi,  ABD merkezli, Pensilvanya piyonlu bu ihanete geçmişte alet olmuş, içinde bulunmuş, bu sayede belli yerlere yükselmiş, çevresine göre avantaj sağlamış kişiler, kendilerini aklamak, masum göstermek için ölçüsüz bir refleksle bahane aramak, insanları suçlamak yerine sessiz durmaları ve "Allah affetsin" demeleri daha isabetli olacaktır.
Yoksa bu kadar haltın üstüne bir de bu aymazlığı ve yüzsüzlüğü midemiz kaldırmıyor.
Gerçekten kaldırmıyor.
Biz de ne diyelim?
Allah affetsin.

YORUMLAR

  • 0 Yorum