23 Haziran'da sevgi dili kazandı
Recep Ali Aksoylu

Recep Ali Aksoylu

23 Haziran'da sevgi dili kazandı

Tüm Türkiye’nin kilitlendiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini, Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. Tebrik ediyor, başarılar diliyorum öncelikle.

Ekrem İmamoğlu yüzde 54,21 oranı karşılığı 4.741.870, Binali Yıldırım ise yüzde 44,99 oranı karşılığı 3.935.444 seçmenin oyunu aldı. Aradaki fark 806.426. Aradaki makas % 9,22 ama reel oy sayısından hareket ettiğimizde İmamoğlu, Yıldırımdan %20,5 daha fazla tercih almış.

Bu rakam ve oranlar 31 Mart’a göre çok büyük farklılıklar gösteriyor. 31 Mart’ta iki aday arasında İmamoğlu lehine sadece 13.729 oy farkı vardı, bu da makasta binde 16 idi gibi oldukça düşük bir orandı.

Seçime katılım oranı yüzde 83,88’den 84,44’e yükselmiş. Tatil, yaz dönemi olmasına rağmen öncekinden de daha yüksek katılımın olması seçmenin bu seçimi son derece önemsediğini gösterdi. Geçersiz oy oranı da % 3 den %1,7’ye yanı 320 binden 179 bine düşmüş. Bu tablo içerisinde farklı parametrelerin, argümanların tesiriyle Sayın İmamoğlu’nun oyu 572 bin 105 artarken, Sayın Yıldırım’ın oyu da 220 bin 592 azalmış.

Aradaki 800 bine ulaşan ciddi farkta bu zaten.

Farkın nedenleri, sonuçları üzerinde duracağım ama önce biraz daha tabloya bakalım.

Yenilenen seçimde İmamoğlu 39 ilçenin tümünde oyunu artırdı. Buna karşın Yıldırım'ın aldığı oy oranı 39 ilçenin tamamında düşerken sadece Sultangazi ve Sultanbeyli ilçelerinde birkaç yüz artış oldu. Geçerli oy sayısı toplamında 31 Mart’a göre 200 bin artış olmasına rağmen üstelik. Neticede İstanbul'un 39 ilçesinden 28'inde İmamoğlu, 11'inde Yıldırım seçimi önde tamamlamış. Bu da Yıldırım’ın 31 Mart'ta önde olduğu 24 ilçeden 12’sinde üstünlüğü Ekrem İmamoğlu'na kaptırdığı anlamına geliyor.

Ama 23 Haziran’da sandığa yansıyan bu fark, maalesef İBB Meclisine yansımıyor. Çünkü seçim sürecinde AA ile beraber kamuoyunda itibar kaybeden YSK, 31 Mart’ta aynı zarftaki 4 pusuladan sadece işine gelmeyen bir tanesini kendince kusurlu sayarak seçmenin iradesi ile örtüşmeyen bir meclisin oluşmasına neden olmuştur. Umalım bu çapraşık yapı meclisin hizmet üretmesini tıkamaz.

Peki, 3 aydan kısa bir sürede bu olağanüstü değişim, olağan üstü fark sürpriz mi?

SONUÇ SÜRPRİZ DEĞİL!

Sokağın nabzı da 23 Haziran öncesi yaklaşık bu neticeyi işaret ediyordu, KONDA Araştırma şirketi neredeyse birebir, diğer çoğu şirketlerde yaklaşık tahminlemişlerdi bu sonucu. YSK’nin kararını seçmenin okuması, iki ittifakın yürüttüğü kampanyaların seçmende yansıması, seçime katılmayan muhalif partilerden de destek alan CHP ve İYİ Partinin oluşturduğu Millet İttifakının Adayı Ekrem İmamoğlu İBB seçimlerinde % 54,21 gibi yüksek oy oranıyla seçilmiş başkan oldu. Yüzde 54,21 oranı 12 Eylül 1980 sonrası gerçekleşen İBB Başkanlık seçimlerinde alınan en yüksek oran. Önceki başkanların aldıkları oy oranlarını da yeri gelmişken anımsayalım.

1984 / Bedreddin Dalan / Anavatan yüzde 49.69

1989 / Nurettin Sözen / SHP yüzde 39.95

1994 / Recep Tayyip Erdoğan / Refah Partisi yüzde 25.19

1999 / Ali Müfit Gürtuna / Fazilet Partisi yüzde 27.5

2004 / Kadir Topbaş / AK Parti yüzde 45.43

2009 / Kadir Topbaş / AK Parti yüzde 44.2

2014 / Kadir Topbaş / AK Parti yüzde 47.9

2019 / Ekrem İmamoğlu / CHP – İYİ Parti İttifakı yüzde 54.21

AK Parti’nin hemşeri oylarına dönük stratejisinin, kırgın AK Partililer ve muhafazakâr Kürtler ile Milli Görüş oylarına dönük çabalarının da sonuç vermediğini düşünüyorum. Hatta 31 Mart’ta Cumhur İttifakına oy vermiş tanıdığım çok sayıda Kürt seçmenin farklı argümanlardan hareketle 23 Haziran’da tercih değiştirdiğini şahit olduğumu da ekleyeyim.

KAYBEDEN ERDOĞAN

Millet ittifakının büyük üyesi CHP’nin alabileceği azami oyun % 30 olabileceği hep söylenir. Yüzde 15’de İYİ Partiden gelecek olsa normal koşullar altında Millet İttifakının oyu seçimi kazanmaya yetmiyor. Yüzde 50’nin üzerine çıkılabilmesi için ittifaklara dahil olmayan, AK Partinin tutum ve uygulamalarından rahatsız diğer muhalif partilerden ve bizzat AK Partiden oy alınması gerekiyordu. Öncelikle bunu bir kenara yazalım.

Önceki seçime göre 23 Haziran’da geçerli oylar 200 bin kadar artmışken İmamoğlu'nun oylarındaki artışın Yıldırım'ın oylarındaki 220 bin azalıştan kat be kat fazla olması, İmamoğlu'nun sandığa gitmeyenler kadar önceki seçimde Yıldırım'a oy veren kişilerden de oy aldığını gösteriyor. Bu da Binali Yıldırım’ın neden kaybettiği kadar Ekrem İmamoğlu’nun nasıl kazandığının da üzerinde durulması gerekliliğini ortaya koyuyor.

İktidar veya Binali Yıldırım’ın neden kaybettiğinin detayına girmeden esasta kaybedenin AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu vurgulamak gerekir. Zira AK Parti son dönemde Bekir Bozdağ’ın da dediği gibi tamamen lider partisi görünümündedir. Sayın Erdoğan’ın çevresinde kendisine sadece duymak istediklerini duyuran ve farklı görüşü olanlara duvar olmuş danışmanlar, her şeyi başkan bilir –yapar modunda ve genelde bende ordaydım selfisi vermekten öteye topa girmeyen, risk almayan, üretmeyenlerden oluşan teşkilat yöneticileri. Maalesef bu kadroları da bizzat başkanın kendisi seçiyor.

NASIL KAYBEDİLDİ, NASIL KAZANILDI?

Sonucu temelde iki tarafın dili, kampanyalarının özü belirlemiştir.

Siyaset bilimciler, iletişimciler AK Partinin son seçimde ki stratejisi tanımlayamamakta, kullanılan gel gitli dilin seçmen üzerinde olumsuzluk yarattığı kanaatindedir.

Ak Partinin ismi de dahil kuruluşu, siyasi iletişim ve kurumsal stratejilerini belirlemede geçmişte merhum Erol Olçok ve ajansının katkısı çok önemliydi. Kazanılan 11 seçimde direk katkısı olan Erol Olçok tarzı stratejinin bu seçimde izlenememesinin eksikliği net hissedildi.

Parti ilgilisinin “Hiçbir şey olmamışsa bile bir şey olmuştur" cümlesinin ardından YSK’nin vicdanları rahatsız eden, milli iradeyi yok sayan, hukukçularca tatmin etmekten çok uzak bulunan gerekçeli kararında bile “çalındı” diyememişken, iktidar sözcülerinin sürekli “çaldılar” kelimesini tekrarlaması, AA nin önceki seçimlerde kuşku yaratan mesaisi, Sayın İmamoğlu için ısrarla “yalancı” eksenli algı yaratma gayreti, seçmenin gözünde karşılığı alınamamasına rağmen seçmene proje mesajı verme yerine Ordu Valisi mevzuunun günlerce manşette tutulması, orantısız kampanya ve medya tarafgirliği yanında sadece adayı değil tüm hemşerilerinin Pontuslukla (!) yaftalanmasına kayıtsız kalınması, kendi özgür iradesi ile rakip adaya oy vereceklerin ya da kendileri gibi düşünmeyenlerin terörist, vatan haini olarak gösterilmesi, terör örgütü başının ve kardeşinin seçime 2-3 gün kala devletin medyasında mesajlarından medet umulması, Sisi’ye mi Binali Beye mi oy vereceksiniz diye toplumu rahatsız edici tarz ayrımcı dil, Suriyelilerin kentte ekonomik ve sosyal yönden verdiği rahatsızlıklar, havuz medyası diye adlandırılan televizyon kanallarında parti lehine algı yaratacak yorumcuların yetersizlik ve jargonları Cumhur İttifakının seçmende karşılık bulamamasının nedenlerindendir.   

Sosyal medyada İBB’nin belirli vakıf, kulüp ve derneklere ölçüsüz destek sağladığı çokça yer almasına karşın Sayın İmamoğlu’nun bu detaya bilinçli dokunmaması sadece “israf” la gönderme yapması seçmende karşılığını bulurken Cumhur ittifakının son hafta tüm İstanbul’u “Hizmet İsraf Değildir” başlıklı afişlerle donatacak tarzı savunma pozisyonu alması, gel gitleri olan seçim kampanyasında hükümet eksenli proje ve vaatleri öne çıkarması, bilgi – teknoloji çağında gençlere müzik dinlemeleri ve surf yapmak için bedava internet vaadinin aslında sağlıklı nesiller için çok da doğru olmadığının bilincinde olmadan sık sık vurgulanması seçmeni rahatsız etmiş gözükmektedir.

KİM KALECİ, KİM GOLCÜ?

Penaltıyı kaleci mi kurtarır, yada penaltıyı atan mi kaçırır misali Sayın Binali Yıldırım tarafında bu olumsuzluklar 31 Mart’ında gerisinde oy alınmasına, kendi seçmeninden asgari 200 bin oyun rakibine gitmesine neden oldu ama rakibi Ekrem İmamoğlu ve ekibinin yürüttüğü kampanyanın da hakkını vermek lazım.  

Vitrinde Ekrem İmamoğlu vardı ama hemen yanı başında hep bir profesyonel ekip vardı. Günlük genel veya meslek gruplarına, yada projelere, vaatlere dair 1 dakikalık videolar bile Binali Beyinkilerin aksine profesyonellerce özenle hazırlandı ve yararlanılmayan yazılı – görsel medya açığı sosyal medyada fazlasıyla başarıyla kullanıldı. Belli ki ittifakı oluşturan iki partinin il başkanları ve kadroları da rakip ittifakın il başkanlarından daha organize ve sonuç alıcı performans sergilediler.

Mağduriyetin her daim seçme gözünde karşılığı olmakla beraber Sayın İmamoğlu’nun her iki kampanya döneminde kullandığı yumuşak dil, 18 günlük başkanlık sürecinde ki performansı seçmende karşılık bulmuştur. Önerdiği hizmet tarife indirimlerinin mazbatası alındıktan sonra AK Parti kökenli İBB yönetimince uygulaması ve yeni indirim vaatlerinde bulunmasını da seçmen, bunca yıldır neredeydiniz diye okuyup İmamoğlu lehine yazmıştır. .

Fotoğraf bu iken İstanbul seçmeni belediyenin hizmetlerine falan bakmaksızın oyu ile iktidarı bu kez biraz sert uyarmış oldu. Kısaca insani değerlerin algı yönetimini yendiği bir seçimi yaşadık, geride bıraktık.

23 HAZIRAN’IN YANSIMALARI NELER OLABİLİR?

23 Haziran’da yeniden seçime gidilmesinin sosyal ve ekonomik açıdan ülkemize, insanımıza çok tahribatı olmuşsa da yenilenen seçimde sandıktan çıkan sonuçlar Sayın İmamoğlu’nun başkanlığı konusunda tereddütlere yer bırakmadığı gibi ülkede siyasi kurumların misyon ve vizyonlarını yeniden konumlamalarından Cumhurbaşkanlığı ve parlamenter sisteme kadar bir çok konunun önümüzdeki süreçte gündem olacağının göstergesidir.

İttifakların devam edeceğini ama ittifaklarda yapısal değişikliklerin olabileceğini düşünüyorum. AK Parti ve CHP’nin katar olduğu iki ittifak yeni partileri bünyelerine dahil ederek devam edecek. İttifak sistemi ilk kurgulandığında iki büyük partinin dışındakiler silinir diye yorumlar yapılıyordu ama Saadet Partisinden hareketle gördük ki ittifaklar için yüze 2’lik, 3 lük partilerin varlığı da önem kazanabiliyor. Bu da misyon partilerinin gelecek seçimlerde geçmişe nazaran daha çok temsil olanağı şansını yakalayabileceklerine delalet ediyor.

İktidar partisinin İstanbul’da kaybetmesi, parti içerisinde dışlandığını düşünenlerin ve fikir farklılıkları olanların oluşan ortamı fırsat bilerek de çok dillenen yeni parti oluşumlarını tetikleyecektir.

KÜRT SEÇMEN BLOK OY VERMEDİ

Seçime 3 gün kala Sayın Erdoğan’ı da yanıltarak terör örgütü başının üslubu, görüntüsü bile rahatsız edici bir akademisyen üzerinden devletin resmi ajansı, televizyonunda İmralı’dan mesajlarının yayınlatılması 23 Haziran’da iktidar partisinin aleyhinde sandığa yansımasının ötesinde sonuçları olacak. Bu garip atraksiyonun İmralı’da tutuklu caninin Kürt seçmenin gözünde kıymeti harbîye sini hızla tüketecektir. Bu atraksiyona tepki koyamayan Devlet Bahçeli’de milliyetçi oylar üzerinde daha da etkisiz eleman boyutuna düşecek. Bahçeli’nin 23 Haziran öncesi mitili İstanbul’a atacağım demesine rağmen Binali Beye katkısının olamaması seçim sürecinde imajını yeniden güçlendiren Meral Akşener’e yarayacaktır. Zira Meral Hanım, İYİ Partinin kuruluş sürecinde hazırlıksız sayılabilecek bir dönemde girdiği ilk seçimde Tayyip Beyin stratejisi ile kaybettiği rüzgarı bu seçimde İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun dikkat çeken performans ve takım oyununa yatkınlığıyla yakalamış gözüküyor.  

Millet ittifakının İstanbul’da kazanması, ittifakı oluşturan partileri genel seçimlere daha bir iştahlı hazırlanmaları konusunda motive edecektir. Ancak Ankara’dan sonra İstanbul’da sonucun CHP kökenli aday lehine sonuçlanması, özellikle seçilmiş bu iki büyükşehir belediye başkanının performansları mensubu oldukları ittifakın genel seçimlerde de kabul görmesi sonucunu doğuracaktır.

ANKARA VE İSTANBUL’UN PERFORMANSI BELİRLEYİCİ OLACAK

Ankara’da Mansur Yavaş özellikle terörle bağını koparamayan partiye mesafe koyması ve icraatlarıyla süreci pozitif başlatmış gözüküyor. İstanbul’da da mecliste azınlık olmak Ekrem İmamoğlu’nun elini zayıflatacak gibi algılansa da daha ilk günden Sayın Cumhurbaşkanına olan yapıcı diyalogu ve iletişimi, buna karşın seçim sonuçları henüz medyaya düşmeden Sayın Binali Yıldırım’ın çok takdir topladığı başarı dileği ve Cumhurbaşkanının tebriki İstanbullunun hizmet almada sorun yaşamayacağı umutların artırmaktadır. İmamoğlu’nun hizmet üretmede değerlendirebileceği çok önemli bir avantajı da gelişmiş ülkelerde gözükmeye başlayan, hatta neredeyse sıfır faizle alınabilecek atıl paranın varlığı.

Velhasıl İstanbul seçimleri bitti. Sonuçlar sadece İstanbul ve İstanbulluya değil tüm ülkemize hayırlı olsun. Çünkü AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın vurguladığı üzere İstanbul sadece İstanbul değil, doğuracağı sonuçlar açısından bir anlamda Türkiye’dir. 23 Haziran’da yeni bir sürecin başladığı 1989 ve 1994 yerel seçimlerine benzer kırılma yaşanmıştır. O nedenle 23 Haziran seçimlerinden liderlerin, partilerin ve adayların, dahası ittifakların çıkarması gereken önemli dersler var.

Bu da dün akşamdan itibaren Türkiye’de her yönüyle yeni bir dönem başladığı anlamına geliyor. Milletimiz, cumhuriyetimiz ve coğrafyamız için hayırlı olur inşallah.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar